Türkiye’nin En Kalabalık Okulu: Sınıflarda Kaybolan Bir Genç
Okulun Kapısından Girmeye Cesaretim Yoktu
O gün Kayseri’de yağmur yağıyordu. Gök gürültüsü ile uyandım. Her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde. Birkaç yıl önce, kendi evimde sabahları birçoğumuz gibi hayata başlamak istemezdim ama o sabah daha farklıydı. O sabah, Türkiye’nin en kalabalık okullarından birine adım atmaya hazırlanan bir genç olarak, bir türlü cesaret bulamıyordum. Bu, sıradan bir okul değildi; en büyük, en yoğun ve en karmaşık okuldu.
Benim için okullar her zaman birer güven alanıydı. Hani o küçüklükten gelen, annemin elini sımsıkı tutarak girdiğim, gözlerimin kocaman olduğu, her köşesinden bir umut fışkıran yerler… Ama işte bu okulda, o masumiyetin kaybolduğunu hissediyordum. O sabah, içim burkuldu. Okulun kapısını açtığımda kalabalık bir koku, yaşadığım o korkunun yansıması gibi sarmıştı her tarafı. Bu kadar insan arasında kaybolacağımı biliyordum. Türkiye’nin en kalabalık okuluna gitmek, aslında başıma gelecek olan felaketi kabullenmek gibi bir şeydi.
Okulun adını hiç duymamıştım ama bir arkadaşımın önerisi üzerine araştırmaya başlamıştım. Ve sonra öğrenmiştim: “İstanbul’daki X Lisesi.” Evet, Türkiye’nin en kalabalık okulu, hayal ettiğimden çok daha fazlasıydı. Binlerce öğrenci, yüzlerce sınıf, her köşede yeni bir gürültü. En kalabalık okul olmanın ne kadar zorlayıcı olabileceğini o zaman anlamıştım.
Yeni Bir Başlangıç mı, Korkunun Sonu mu?
Okulun içi, bir an için bana bir kaçış noktası gibi görünmüştü. Her şey o kadar büyük, o kadar karmaşık görünüyordu ki, benim gibi duygusal bir insan için bu, baş etmekte zorlanacağı bir yük olmuştu. Birinci sınıfa yeni başlamıştım ama sanki yıllardır oradaymışım gibi hissettim. Her sınıfta başka bir hayattan, başka bir hikâyeden öğrenci vardı. Ve o kadar çok öğrencinin arasında, aslında kimseyi tanımıyordum. İşte burada, “Türkiye’nin en kalabalık okulu” olmanın en belirgin yönünü fark etmeye başladım: Yalnızlık.
Bazen, bir grup öğrencinin arasına karışıp kaybolmayı diliyordum. Herkesin birbirini tanıdığı, sabahları, öğleleri, ders bitiminde bir grup oluşturduğu o sıcak dünyadan dışarıda kalmıştım. Herkes, bir şekilde birbiriyle kaynaşırken, ben ne kadar da yalnızdım. Öğretmenlerin sürekli suratımda bir gülümseme aradığı o bakışları… O kadar çok insan vardı ki, kimse kimseyi fark etmiyordu.
O ilk haftalar, her gün okulda kaybolduğumuzu düşündüm. “Burada nasıl var olurum?” diye kendime sorarken, bir yandan da her şeyin bana ne kadar uzak olduğunu hissediyordum. Bir an, bu büyük okula neden gittiğimi bile unutmuş gibiydim. Ama sonra düşündüm ve aklıma bir şey geldi: Burada bir anlam bulmalıydım, yoksa gerçekten kaybolurdum.
Kalabalığın İçinde Bir Işık Aramak
Bir gün, okulun bahçesinde bir grup öğrenciyle karşılaştım. Genellikle insanlardan uzak dururdum, ama o an, içimde bir şeyler değişti. Hayatımda ilk kez, kalabalık bir okulda, gerçekten yeni arkadaşlar edinmek istedim. Hemen yanımda durup, gülümsediğim o kız, bana bakıp “Bu okula alışman zaman alacak ama sonunda bulduğunda çok şey öğreneceksin.” demişti. O an, sanki bir şeyler yerine oturdu. Belki de çok kalabalık bir okulda olmak, sadece bir başlangıçtı.
Birkaç hafta içinde, aslında kaybolduğum yerin içinde kendi yolumu bulabileceğimi fark ettim. İnsanların arasında yalnız olmak, bana daha çok şey öğretti. Kalabalıkların içinde kendimi bulmak, gerçekten ne istediğimi sorgulamama neden oldu. Türkiye’nin en kalabalık okulunda bir kayıp gibi hissettiğimde, aslında kendi içimde çok şeyi keşfetmeye başladım.
Bir öğretmenimiz, “Kalabalıkta kaybolmak, bazen en iyi yolculuğa çıkmaktır.” demişti. Şu an, o cümleyi duyduğumda, okulun o devasa büyüklüğünde, aslında bir insanın çok şey öğrenebileceğini düşünüyorum. Kaybolmak, bazen kendini bulma sürecinin ta kendisi olabilir.
Türkiye’nin En Kalabalık Okulunun Çekici Yönleri
Bazen, o kadar çok insanın arasında olmak bir suç gibi hissediliyordu. Ama bu kadar büyük bir okulda bulunmak, bir anlamda bana güç verdi. Çünkü her gün, sınıfların içinde, kalabalık kafelerde, okulumuzun birbirinden farklı öğrencilerinin arasında hep bir şeyler öğreniyordum. Kendini kaybetmek, aslında her zaman olumsuz bir şey değildir. Türkiye’nin en kalabalık okulunda bulunmak, bana çok şey kattı. Evet, kalabalık bazen bunaltıcıydı, ama bence bu okul, insanların öğrenme kapasitesini zorlayarak, onları başka bir düzeye taşıyor.
Okulun büyüklüğü, sadece fiziksel değil, ruhsal anlamda da beni sınadı. Ama her sınav, bir adım daha attırıyordu. Bir anlamda, bu okul bana cesaret verdi. İlk başta zorlanmıştım ama zamanla kendimi bulmaya başladım. Türkiye’nin en kalabalık okulu, aslında tüm bu kalabalıkların içinde birden fazla hayatı keşfetmek için bir fırsattı.
Sonuç: Kaybolmaktan Bulunmaya Giden Yol
Bugün, o okula başlarken yaşadığım korku, endişe ve hayal kırıklıkları geride kaldı. Öğrencilerin her köşede konuştuğu, kaybolduğumda kendimi sadece bir istatistik gibi hissettiğim o kalabalık, aslında bir anlamda bana hayatımın en değerli derslerini sundu. “Türkiye’nin en kalabalık okulu” deyince, sadece sayılara bakmakla kalmamalı; bir de o okulun öğrencilerinin hissettikleriyle yüzleşmeliyiz. O okulun içinde, her bir öğrencinin bir hikayesi var, bir yolu var. Ve o yolu bulmak, belki de bu kalabalıkta kaybolmakla başlıyor.
Hayat bazen bir okul gibidir: Kalabalıklar içinde kayboluruz, ama bir şekilde kendi yolumuzu buluruz.