Konuşmak Yetenek Midir?
Kayseri’nin soğuk akşamlarından birinde, bir kafede oturuyordum. Dışarıda kar yağıyor, herkes bir şekilde evine doğru koşuyordu. Ama ben, içimde bir şeyleri daha fazla saklamak istemiyordum. İnsanın içinde bazen biriken, bir şekilde dışarı çıkmayı bekleyen duygular oluyor ya… İşte o an, konuşmanın gücünü, yeteneğini düşündüm. Konuşmak yetenek midir? diye sordum kendi kendime. Konuşmak, duyguları açığa çıkarmak bir beceri mi? Yoksa bir ihtiyaç mı? O kadar düşündüm ki, bir anda kafede oturan tek insan benmişim gibi hissettim.
Hikayemi paylaşmaya başlamadan önce, şunu kabul etmeliyim: Duygularımı tutmayı hiç beceremedim. Kayseri gibi bir şehirde, insanların çoğu sessiz ve içine kapanık. Yavaşça ilerleyen hayat, kısıtlamalarla dolu. Ancak ben, bu kasvetli kasaba atmosferine rağmen, kendimi ifade etmeyi her zaman bir görev bildim. Bugün de tam bu yüzden, konuşmanın bir yetenek mi, bir ihtiyaç mı olduğunu anlamaya çalışıyorum.
O Anki Anlatmak İstediğim: Bir Sahne
O akşam, dışarıdaki soğuk havaya rağmen sıcak çikolama yudumlayarak, gözlerimi kapattım. Hatırladım. Birkaç yıl önce, bir arkadaşımın düğününde, dans ederken ne kadar zorlandığımı. “Konuşmak yetenek midir?” sorusu o an aklımda dönüp duruyordu, çünkü sahnede, dans etmek gibi, insanlarla iletişimde bulunmak da aynı derecede zor gelmişti bana.
Düğün salonunda, arkadaşımın mutlu gününde herkes dans ederken, ben kenarda bir köşede duruyordum. Herkes birbiriyle konuşuyor, gülümsüyordu ama ben yalnızdım. Gözlerim hep yerdeydi, göz teması kurmaktan korkuyordum. Birine “Merhaba” demek, sıradan bir sohbet başlatmak bile bana çok büyük bir mesele gibi geliyordu. O an içimde kaybolan duygularım, kelimelere dökülecek kadar güçlüydü ama bir türlü dökülmüyordu.
Sonunda, bir arkadaşım yanıma geldi. Yavaşça, zarif bir şekilde, beni kıskıvrak yakalayıp dans etmek için çağırdı. Yine, o an dondum kaldım. Sadece bir kelime bile edemedim. “Evet” deseydim ne olurdu? Hani bir başkasıyla bir süreliğine de olsa insan gibi konuşabilseydim… O sırada fark ettim ki, bazen bir kelimeyi söylemek, bambaşka bir dünyaya adım atmak gibiydi. Ama ben, o kadar korkuyordum ki, o dünyaya girmeyi bile akıl edemedim. Konuşmak, başkalarına kendini açmak, duygularını paylaşmak… Bu, bana göre bir yetenekti. Konuşmak, cesaret isterdi.
O düğünden bir hafta sonra, sabaha karşı yazdığım günlüğü okudum. İçi, tam da o an yaşadığım duygularla doluydu. Şunu yazmışım: “Birini dinlemek, birini anlamak ne kadar zor. Ama konuşmak… Kimse bana, ne kadar zor olduğunu söylememişti. İnsanlar o kadar kolay konuşuyorlar ki, sanki içlerindeki her şeyi dışarı salabiliyorlar. Ama ben, bir tek kelime edemedim. Konuşmayı beceremedim. Keşke o an cesaretim olsaydı.”
Konuşmak Yetenek Mi, İhtiyaç Mı?
Günler geçtikçe, kendi kendime düşünmeye devam ettim. Gerçekten konuşmak bir yetenek miydi? O düğün gecesindeki gibi, insanlara açılmak, duygularını paylaşmak bir sanat mıydı? Sonra düşündüm. Belki de… konuşmak, gerçekten bir ihtiyacın dışa vurumu olmalıydı. İnsan, içindeki hisleri bir yerlere bırakma ihtiyacı hissettiğinde, zaten konuşuyordu. Bir insanın içindeki duyguları dışarıya aktarması, sadece zihnindeki karmaşayı değil, ruhundaki boşluğu da alıyordu.
Bir gün, biraz daha cesur olmaya karar verdim. Herkesin içinde bulunduğu bir ortamda, birine bir şeyler söylemek, kendimi ifade etmek istedim. O kadar zor geliyordu ki… ama sonunda, “Biraz cesaret” dedim. “Bir şeyler söyleyeceğim.” Kafamda onlarca şey dönerken, gözlerimi bir an karıştırdım, en sonunda “Seninle bir şey paylaşmak istiyorum” dedim.
Bir anda her şey değişti. O an ne hissettim biliyor musunuz? Tam bir keşif. Çünkü, “Konuşmak yetenek midir?” diye düşündüğümde, o anda fark ettim ki: Konuşmak, sadece kelimeleri birleştirmek değil, gerçekten kendini anlamaya çalışmaktı. Ve “Evet, bunu yapabilirim” dediğimde, içimdeki huzuru bulmuştum.
İçsel Bir Yolculuk
Duygularıma derinlemesine dalarken, zamanın nasıl geçip gittiğini anlamadım. O gece yazdığım günlüğü okurken, bir kere daha düşündüm. Konuşmak, bir dil becerisi mi? Hayır, konuşmak, bir yüreğin cesaretidir. İnsanlar, duygularını dışa vurmak için bazen bir ömür harcıyorlar. Ama gerçekte, konuşmak, özgürleşmektir. Kendini ifade etmek, başkalarına seni anlatabilmektir.
Hikayem burada sona ermiyor aslında. Çünkü konuşmak, bir insanın hayatında zamanla gelişen bir süreçtir. Kendini ifade edebilmek, insanın ruhunda bir boşluğu doldurmak gibidir. İnsanlar konuşarak kendilerini tanıdıkları gibi, başkalarını da daha iyi tanıyabilirler. İçinde ne varsa dışarıda da o vardır, değil mi?
Sonuç: Konuşmak, Bir Çekirdekten Gelişen Bir Ağaç Gibidir
Konuşmak yetenek midir? Bence, konuşmak bir yetenek değil, bir yaşam biçimidir. Herkesin duyguları ve düşünceleri vardır. Kimisi dışarıya kolayca dökerken, kimisi uzun yıllar boyunca içinde tutar. Konuşmak, duygularını dışa vurmanın, ruhsal olarak rahatlamanın bir yoluysa, o zaman kesinlikle bir ihtiyaçtır. İnsanlar, birilerini dinlemek ve duygusal anlamda bir şeyler paylaşmak için her zaman istekli olmayabilirler. Ama en nihayetinde, konuşmak, kendini ifade etmenin en doğal yoludur.
Belki de anlatmak istediklerimi, ancak bir gün en çok konuştuğum kişiyle daha derinden paylaşabilirim. Çünkü o zaman, kelimeler daha da derinleşir. Konuşmak, gerçekten ihtiyacım olan, bazen kelimelere dökemediğim duyguları dışarıya bırakmamı sağlayan bir şeydir. Kendini ifade etmek, bazen cesaret ister, bazen de bir ömrü alır. Ama ne olursa olsun, insan konuşarak gerçekten kendisini bulur.