Boğaza Takılan Cisim: Bir Anlık Panik ve Umut
Bugün sabahın ilk ışıklarıyla uyanırken, Kayseri’nin alışık olduğum soğuk havası beni bekliyordu. Ama o gün sabahı, her şeyin normal olmasını beklerken bir anda her şey değişti. O anı yazarken hala o boğazımdaki garip hissi ve kalbimdeki sıkışmayı duyabiliyorum. O an, sanki dünyada sadece ben vardım ve hayatımın anlamı, o anlık nefesimi ne kadar derin alıp veremeyeceğimle bağlıydı.
Aniden Başlayan Bir Panik
Saat tam 8:30’du. Kahvaltımı yapmak üzere mutfağa gitmiştim. Fırından taze çıkmış ekmek kokusu her zamanki gibi beni cezbetmişti. Ama o sabah başka bir şey vardı. Ağzıma bir parça ekmek atarken, o tanıdık ama tehlikeli his boğazımda aniden belirdi. Bir anda nefes alamamaya başladım. Boğazımda bir şey vardı, ama bu bir şeyin takılması değildi. O şey, çok daha güçlü bir varlık gibiydi. Yutkunmak için başımı yukarıya doğru kaldırdım, ama bu sefer bir şeyin geriye doğru itmesiyle boğazımda bir baskı hissettim.
Başlangıçta normalde rahat bir şekilde geçirebileceğim bir boğaz tıkanıklığı gibi görünüyordu, ama bir dakika sonra anladım ki bu, sıradan bir şey değildi. Kafamın içinde sesler yükselmeye başladı; “Nefes al, sakin ol, her şey geçer!” dedim. Ama içimde bir korku büyüyordu. Ne kadar derin nefes almaya çalışsam da, o şeyi boğazımdan çıkaramıyordum.
Sana ne olmuştu? Kendime bunu sorduğumda, ağzımda hâlâ boğulma hissiyle mücadele ediyordum. Hızla mutfağa doğru koştum, su içmeye çalıştım, ama bir türlü geçmedi. Şu an bile hatırlamak bile beni ürpertiyor. O an bir saniye önceki sükûnetimden eser yoktu. Sadece bir şeyin yutulmuş olduğunu ve boğazımda takılı kaldığını biliyordum.
Heyecan ve Korku Arasında
Ne yapacağımı bilmeden mutfakta dolaşırken, aklıma ilk gelen şey kendimi acil servise götürmek oldu. Ama o an o kadar panikledim ki, karar vermek bile zordu. Tüm vücudum kasılıydı, kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki başım dönecek gibiydi. Korku beni adeta teslim almıştı. Boğaza takılan bir cisim nasıl çıkarılır? Bunu düşünmektense, içinde bulunduğum durumu bir şekilde atlatmayı istedim. O kadar çaresizdim ki, her an soluğum kesilecek gibi hissediyordum. Kendimi garip bir boşlukta, hem umut hem korku arasında sıkışmış gibi hissettim.
Boğazımda sıkışan şeyin ne olduğunu bilmeden sadece onun “çıkması” gerektiğini düşünüyordum. O kadar büyük bir boşluk vardı ki, hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Sadece o şeyi çıkarmalıydım, derin bir nefes almalıydım ve sonra bu korku geçmeliydi.
İki Yöntem: İhtimaller ve Umut
Sonra annemin sesini duydum. Hemen cep telefonumu çıkarıp onu aradım. Telefonu açtı ve korkumu biraz da olsa dindirecek bir şeyler söyledi. “Sakin ol, boğazına takılan cismi çıkarabilmek için yapabileceğin şeyler var” dedi. Gerçekten de o an annemin sesindeki sakinlik bana umut verdi. Ne kadar korksam da, annemin bilgece sözleri içinde bir rahatlama buldum.
Yöntem 1: Cisim boğazda sıkışmışsa, su içmek: Annem su içmemi söyledi, çünkü bazen boğazda takılan cisimler sıvılarla hareket edebiliyordu. Hemen suyu içtim, birkaç yudum daha aldım ama hiçbir şey değişmedi. O an kafamda bir düşünce daha belirdi: Belki de çok geç kalmıştım, belki de o cisim boğazımda kalacaktı.
Yöntem 2: Sırtına vurmak: Annem bir başka yöntemi de önerdi, ama bu da bana oldukça korkutucu geliyordu. Boğazımda takılan cismi çıkarabilmek için sırtıma vurulması gerektiği söyleniyordu. Hemen anneme teşekkür ederek telefonu kapattım ve gergin bir şekilde duvarda yavaşça eğildim. Sonra sırtıma birkaç kez vurmaya başladım. Her şeyin düzelmesini istemek, her şeye rağmen yeniden nefes almak, o boğazımdaki o engelini aşmak… Ama her şeyin üstüne koyduğum her saniye, şimdi geçmezse ne olacak? korkusuyla geliyordu.
Nihayet O An
Bir yudum daha su içtim, ama bu sefer bir şey farklıydı. O an, belki de boğazımda sıkışan şeyin tam anlamıyla geçmeye başladığını hissettim. Hızla, her şey hızla ama bir şekilde yoluna giriyordu. Sanki o zamana kadar geciken her şey bir anda sırtımdan aşağı kayıyordu. O kadar rahatladım ki, inanın daha fazla hiçbir şeye odaklanamadım. Boğazımda takılı kalan cisim nihayet çıkmıştı.
O an, sanki hayatımdaki tüm o kasvetli duygulardan, kaygılardan kurtulmuş gibiydim. Hala derin nefesler alıyordum. O an, tam o anda, hayatın en basit şeyinin bile bazen büyük bir anlam taşıdığını fark ettim. Küçük bir takılma bile büyük bir korkuya yol açabiliyor. Ama sonrasında, her şeyin geçmesi, hatta biraz umut ve biraz korku arasında, gerçek bir rahatlama hissettim.
Sonuçta
Boğazıma takılan cisim, sadece birkaç saniye sürdü belki ama bana çok şey öğretti. Hayat bazen, hiç beklemediğiniz anda karşılaştığınız en küçük zorlukla bile sizi derin düşüncelere sevk edebilir. Belki de her şeyin geçmesi zaman alır, ama bir şekilde geçer.
O sabah, o korku dolu an, bana bir şey daha hatırlattı: Her şeyin geçeceğine inandığın an, korku da azalır, her şey yerli yerine oturur.