Introjeksiyon Nedir? Peki Bu Ne Şekil Bir Kelime?
Tamam, itiraf ediyorum: “introjeksiyon” kelimesini ilk duyduğumda, ben de “abi bu yeni bir kahve çeşidi mi?” diye düşündüm. Ama yok, maalesef Starbucks menüsünde yok. Introjeksiyon nedir dersen, aslında psikolojinin gizli kahramanlarından biri diyebiliriz; hayatımıza fark etmeden sızan, içimize yerleşen o ufak ama etkili davranış kalıpları gibi. Hani bazen arkadaşın sana “Abi sen de öyle yapıyorsun ya, farkında mısın?” der, işte o an yaşadığın o tuhaf his, çoğu zaman introjeksiyonun minik bir oyunudur.
İç Ses: “Ya bu kelimeyi hayatımda nerede duydum ki?”
İşte ben de bazen böyle düşünüyorum. İzmir sokaklarında yürürken, çayımı yudumlarken, kendi kendime diyaloglar kurarken fark ettim ki hayatım introjeksiyonlarla dolu. Mesela annem sürekli “Bir şey söylemeden önce iki kere düşün!” derdi. Ben de büyüdükçe, farkında olmadan kendi kendime o sesi taklit ediyordum: “Bak bakalım, söylemeden önce iki kere düşün.” Evet, işte bu küçük içsel tekrar, introjeksiyonun ta kendisi.
Arkadaş Ortamında Introjeksiyonun Tatlı Yanı
Bak şimdi, ben arkadaşlarımla kahve içerken bir yandan espri yapıyorum, bir yandan da içten içe düşüncelere dalıyorum. Mesela geçen gün Burak bana dedi ki:
“Abi sen neden hep böyle gülüyorsun ama ciddi olunca kafayı yiyorsun?”
“Ya işte Burak, belki de içimde annemin sesi var, sürekli uyarıyor beni.”
Burak bir an durdu, sonra kahkaha attı. İşte introjeksiyon burada devreye giriyor: içimize yerleşmiş, bilinçdışımızın minik sesi, davranışlarımızı şekillendiriyor ama çoğu zaman farkında bile değiliz.
Gündelik Hayatta Introjeksiyonun Gizli Formülleri
Mesela markette sırada beklerken yanımdaki amca bana bir şeyler anlatıyor, ben de farkında olmadan başımla onay veriyorum. İç sesim diyor ki: “Sen bunu zaten annenden öğrendin, evet diyeceksin.” İşte introjeksiyon tam olarak bu: başkalarının fikirlerini, değerlerini, kurallarını alıp kendi içimize kodlamak ama bunu sanki kendi fikrimizmiş gibi sanmak.
Bir de aşk meselesi var tabii. Diyelim ki sen birine “Hayır, ben böyle düşünmem” diyorsun ama iç sesin sürekli: “Bunu yapmalısın, çünkü onlar böyle ister” diyor. Eh, işte bu da introjeksiyonun romantik versiyonu diyebiliriz.
Kendi Kendine Dalga Geçmek ve Introjeksiyon
Ben bazen kendimle dalga geçerken fark ediyorum: aslında ne kadar introjeksiyon yüklüyüm. Sabahları alarmı 7’de kuruyorum ama iç sesim sürekli: “Yat biraz daha, bir iki dakika daha…” diyerek sabah disiplinimi sabote ediyor. Ama sonra birden hatırlıyorum ki: “Ah! Bu da babamın sesi, içime işlemiş.”
Kısa Diyalog: İzmir’de Günlük Hayattan
– Ben: “Ya, bu sabah neden kahvemi döktüm?”
– İç ses: “Senin kontrolsüz olduğunu söylemişti annen.”
– Ben: “Ah evet, hatırlıyorum, küçükken mutfakta…”
– Arkadaş: “Sen hep kendinle mi konuşuyorsun?”
– Ben: “Evet, ve sanırım biraz introjeksiyon var bunda.”
Gördüğünüz gibi, hayat bazen küçük sahnelerden ibaret ama bu sahnelerde biz fark etmesek bile iç seslerimiz bize şekil veriyor.
Introjeksiyon Nedir ve Neden Önemli?
Aslında basitçe söylemek gerekirse: introjeksiyon, başkalarının fikirlerini, değerlerini veya davranış kalıplarını farkında olmadan içimize almamızdır. Ama önemli kısmı şu: bu süreci fark ettiğimizde, kendi davranışlarımızın ve tepkilerimizin kaynağını daha iyi anlayabiliriz. Yani bir nevi içsel dedektiflik yapıyoruz.
İzmir’in Sokaklarında İçsel Dedektiflik
Mesela Kordon’da yürürken, biri yanımda yürüyen köpeğe bağırıyor, ben de aniden içimden “Köpeğe bağırmak kötü” diyorum. Peki bu benim mi yoksa küçükken dedemin köpeğe karşı nazik olmayı öğretmesinden mi kaynaklanıyor? İşte introjeksiyon bu; fark ettikçe kendimizi daha iyi tanıyoruz, bazen de kahkaha atıyoruz.
İçsel Komedinin Tadını Çıkarmak
Introjeksiyonlar sadece ciddi bir konu değil, aynı zamanda kendimizle dalga geçmek için de fırsat sunuyor. “Ya ben bunu neden yaptım?” diye sorarken, aslında kendi içimdeki minik sesleri keşfediyorum ve bir yandan gülüyorum. Çünkü fark etmek, hem özgürleştirici hem de komik olabiliyor.
Sonuç: Introjeksiyonla Yaşamak
Kısaca özetlemek gerekirse: introjeksiyon, hayatımızı şekillendiren ama çoğu zaman farkında olmadığımız iç sesler, değerler ve davranış kalıpları demek. İzmir’de yürürken, kahve içerken, arkadaşlarla espri yaparken, hatta markette sırada beklerken bile fark etmeden bizimle beraberler.
Ama işin güzel tarafı şu: onları fark ettiğimizde, hem kendi hayatımızı daha bilinçli yönetebiliyoruz hem de günlük hayatın komik yanlarını yakalayabiliyoruz. Bir yandan içimizdeki dedektif, bir yandan komedi yazarı gibi… ve işte tam da bu yüzden introjeksiyon, hayatın gizli ama eğlenceli bir parçası oluyor.
İç sesini dinle, gül ve belki de bir kahve al… ama unutma, kahveni dökme, yoksa içindeki introjeksyon seni yine yakalar!